İyi hissetmek için…

‘İyi olmak’ terimi sizin için ne ifade ediyor? Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ‘sağlık’ sadece hastalık durumunun olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik hali. Peki kendinizi daha iyi hissetmek, sağlığınızı iyileştirmek ve vücudunuzla ilişkinizi gözden geçirmek için neler yapıyorsunuz? Gelin, dört adımda bu ilişkiyi gözden geçirelim.

Kendine şefkat ilk adım

Kendine saygı, kendini sevmek, ‘İyi Yaşam’ yolculuğunda en kıymetli adımlardan… Yapılan çalışmalar da bunu gösteriyor. Bu ay yayımlanan bir çalışmada kendine şefkat göstermek yani öz şefkat ve beslenme ilişkisi araştırılmış. Appetite dergisinde yayımlanan araştırmada, katılımcılarının kendilerine daha şefkatli yaklaştıklarında, takip eden saatlerde daha iyi bir ruh hali, daha az yeme atakları ve egzersiz davranışları üzerinde daha iyi bir öz kontrol bildirdiklerine ulaşılmış. Öz şefkat yani öz saygı ne kadar yüksekse, kilo verme yolculuğunda o kadar olumlu sonuç alınıyor. Araştırmacılar suçluluk duygusuyla kurmuş olduğunuz, “Yine diyeti bozdun, senin iraden yok” gibi suçlamalar yerine, kendi kendinize, “Bu yolculukta elinden gelenin en iyisini yapıyorsun” gibi motivasyon cümlelerini tekrarlamanızın önemini vurguluyor.

Bağırsaklarımızla hissediyoruz

Heyecan, stres, üzüntü… Tüm bunların yönetiminde beynimiz başrol oynuyor gibi düşünsek de aslında bağırsaklar bu süreçte en çok rol oynayanlar arasında. Sindirim sistemi, yaşanan duygulara oldukça duyarlı olup, bu duygular bağırsak semptomlarını tetikleyebiliyor. Aynı şekilde bağırsak mikrobiyotamız da duygu durumunuzu etkileyebiliyor, öyle ki bağırsaklardan pek çok nörotransmitter salınımı gerçekleşiyor. Bağırsaklarımızda bulunan hücreler, beynimizle benzer şekilde çeşitli bilgileri kaydediyor ve gerektiğinde kullanıyor, bu nedenle ikinci beynimiz olarak tanımlanıyor, hatta bazı araştırmacılar bağırsakların da kendine ait bir sinir sistemi olduğunu ve bunun merkezi sinir sisteminden bağımsız çalıştığını vurguluyor. Özetle, bağırsak sağlığımızı iyileştirmek çok kıymetli. Bunun yolu ise bitki bazlı beslenmeden geçiyor.

Bakliyat Günü kutlu olsun

GABA (Gama Amino Bütirik Asit) nörotransmitterini daha önce duydunuz mu? Bu madde beyin dalgalarının uyumlu çalışmasını sağlayarak, beynin dinlenmesine olanak tanırken, beyne ‘sakinleş’ sinyali veriyor. Magnezyum ve B6 vitamini ise beyinde GABA miktarını destekleyen bileşenlerden. Ispanak, elma, muz, brokoli, havuç, soğan, patates ve mantar gibi bazı gıdalar GABA içerir. Probiyotik kefir ve yoğurt da yine aynı şekilde GABA miktarını destekliyor. Fermente gıdalar, tam tahıllar, yağlı tohumlar ve baklagiller gibi GABA öncüleri açısından zengin gıdalar tüketerek GABA seviyelerini artırabilirsiniz. Haftada en az iki kez baklagilleri sofranızda bulundurmayı hedefleyin, bu faydayı daha da arttırmak isterseniz filizlendirilmiş bakliyatları tercih edebilirsiniz.

Bir tutam ekoterapi

Haftanın belirli günlerini ekoterapiye ayırmaya ne dersiniz? Ormanda yürümek, sahil kenarında oturmak, gün batımını izlemek, çimlere uzanmak ya da yalnızca bir manzaraya karşı nefes alıp vermek… Size hangisi daha iyi geliyor? Ekoterapi, ‘doğa terapisi’, ‘yeşil terapi’ veya ‘toprak merkezli terapi’ olarak da biliniyor. Depresyon veya anksiyete semptomlarını azaltıp, özgüven, duygusal dayanıklılık gibi duygu durumlarını desteklemeyi hedefliyor. Yapılan pek çok çalışma doğada zaman geçirmenin stresi azalttığını, zihinsel rahatlama sağladığını ve depresyon riskini azaltabileceğini gösteriyor. Yalnızca huzur vermekle kalmıyor, doğada zaman geçirmenin daha düşük nabız hızı daha düşük kan basıncı sağlayabileceğine dair de pek çok çalışma var. Aynı zamanda stres hormonu düzeylerini düşürdüğü için bağışıklık sistemine de dolaylı yoldan destek oluyor. Özetle, bir tutam ekoterapi sizi sadece ‘iyi’ hissettirmiyor, sağlığınızı da iyileştiriyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x